Bilindiği gibi Türkler, devlet idaresinin ilk şartı olarak, yurttaşlara adaletle davranma erdemini daha tarihlerinin ilk döneminden beri anlamış ve bunu prensip olarak kabul etmişlerdir. Zaten Türk devlet geleneğinde, hak, hukuk ve adaletle hükmetmek değişmeyen bir siyasettir.
İslâm hukuk prensipleri ve töreye uyma, Selçuklu Devleti’nde ne ise, Osmanlı Devleti’nde de aynıdır. Çünkü kaynağı tslamî esaslar olan adalet kurumlan Osmanlılar zamanında da varlığını korumuş, zamanla millî ve mahallî motifleri içine alarak devam etmiştir. İlk Osmanlı kanunnâmelerinden bahseden Aşık Paşazade, ilk devirlerde kaynağını örfi hukuktan alan aşiret geleneklerinin yanında, şerl kanunların da büyük bir öneme sahip olduğu ifade etmektedir.
Nitekim, devlet kurucusu Osman Bey’e “Baç Kanunu” için başvurulduğu zaman: “Tanrı buyruğu mudur? diye sorduğu; kendisine Allah’ın böyle bir emri olmadığı, lâkin mahallî şartlann bunu gerekli kıldığı ve çok gerekli olduğu anlatılınca kabul ettiği anlatılır.
Şüphesiz Osmanlılann ilk devirlerinde, yüzlerini ağartan adaletli, ölçülü ve istikrarlı bir dönemi temsil eden Ahilerin, Sarı Saltukların, Geyikli Babaların, Dursun Fakihlerin ve Şeyh Edebalilerin gayretleri büyük olmuştur.
Bu adalet ve hukuk anlayışı Osmanlıların kuruluş devrinin hükümdarları olan Orhan Bey ve II. Murat’ı sabahları saray kapısı önünde yüksek bir yere çıkarak doğrudan doğruya halkın şikâyetlerini dinlemeye ve hüküm vermelerine kadar götürmüştü. Hatla Osmanlılarda Bakanlar Kurulu’nun (Divanın) ilk ve aslî görevi şikâyet dinlemekti.
Fethedilen yerlerin artmasına paralel olarak İlmiye Teşkilâtının en yüksek makamını temsil eden Bursa kadılığı, kadıaskerliğe (kazaskerlik) dönüştü, tik Kadıaskerliğe Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil Kfendi atandı (1163) Kadıaskcrlik 1480 yılına kadar tek iken, sınırların genişlemesi ile Rumeli ve Anadolu Kadıas-kerlikleri olmak üzere ikiye ayrıldı. Kadıaskcrler divanın tabiî üyesi idi Kadıaskcrlik makamı kuruluncaya kadar divan üyesi olan kadılar ondan sonra kadıaskcrc bağlı olarak sancaklarda şcr’î ve hukukî davalara bakan hukuk ve adalet organının yetkili ve sorumluları olarak görev yaptılar.
Osmanlıların hukuk sisteminde sancakbeyi, beylerbeyi gibi yüksek makamlarda bulunanların hiçbirisi kadılara karışmazdı.
Günümüz hukuk sistemindeki hâkim teminatına benzeyen bu uygulama ile kadıların, kimseden çekinmeden, korkmadan, adil kararlar almaları sağlanmıştır. Osmanlı devlet adamları da kadıların tam bir adaletle hükmetmelerine zemin hazırlamış ve hatla kendi alcyhlcrindcki kararlan dahi saygı ile karşılamışlardır.
Yıldırım Beyazıt gibi gururlu ve yiğit bir padişah, Molla Fenâri tarafından şahitliği kabul edilmeyerek, ifadesi reddedilmiş ve huzurdan çıkarılmıştır.
Yıldırım kendisine yapılan bu hareketi nefis meselesi yapmamış, aksine “şer’i ahkâm budur” deyip Molla Fenâri’ye olan saygısı artmıştır.
Kuruluş devrindeki bütün Osmanlı hükümdarları, adalet mekanizmasına ve kararlarına karışmamış; bu sebeple ülkenin her tarafında adalet sürüp gitmiştir. İlerde (Yükseliş döneminde) II. Mehmet (Fatih) dahi zamanın kadısı tarafından sanık olarak yargılanacaktır. Osmanlıyı ayakta tutan ve üç kıtaya yayılmasını sağlayan sebeplerden biri de adalet ve hukuk mckanizasmasının bu derece sıhhatli çalışmasıdır.
Padişahlar şeriat ve hukuk ile ilgili konularda mutlaka kazasker ve müftülerin görüşünü alır, idamlarda ise müftülerin fetvasına başvururlardı.
Kadı ve Kadıasker (Kazasker): Osmanlılarda kadılık mesleği, devletin kamu düzenini korurdu. Her önüne gelen kadı olamazdı. Kadılar, yüksek medrese ilimlerini bitirip diploma alanlar arasından seçilirdi.
Kadılar içinden gösterilen adaylar kadıaskcrlik (kazasker) için sadrazama ar/ edilir ve onun tasdiki ile tayin yapılırdı. Kadı olacak kimselerde aranan belirgin şanlar ise: çok yüksek Islâmi fıkıh bilgisi; yeterli seviyede hukuk ve ceza muhakemeleri usul bilgisi; hak, hukuk, adalet ve doğruluktan ayrılmama; güvenilir, temkinli, sağlam ve dayanıklı olma ile iyiyi kötüden ayırabilecek temyiz gücüne sahip olma idi.
Fıkıh kaidesine göre kadılar, yakın akrabaların davalarına hakamaz. davacı veya davalıdan hediye kabul edemez, taraflann vereceği ziyafet ve davetlere katılamaz, vadeli veya vadesiz borç, maJ alamaz ve ticaret yapamazlardı.
Kadıaskerden (kazasker) sonra, kadılar ve kadı yardımcıları olan naib veya kassam gelirdi.
Kadıaskcrlik Osmanlı saltanatının sonuna kadar devam etmiş ve Osmanlı Dcvle-li’yle birlikle kadıaskerlik de kalkmıştır.



LinkBack URL
About LinkBacks





Alıntı