Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...


NATO ya bağlı yeni birimin açılması için yetkililer odayı doldurmuştu. “Uluslararası Takip Merkezi(UTM)”, Nato ve Birleşmiş Milletlere bağlı olacak, dünya genelinde suç ve suçlularla gizlice mücadele edecekti. Kendilerince üçüncü dünya ülkesi olarak tanımladıkları ülkelerin bu oluşumdan hiçbir şekilde haberi olmayacaktı. Yeni kurulacak birimde görev yapacak kişiler, alanlarında yeterince uzmanlaşmış bireylerden özel olarak seçilecekti. Birime başlangıçta 50 kişi seçilmişti. Toplantıda, başkan ve yardımcılarının atanma kararları açıklanacaktı ve gelen herkes merakla açıklamayı bekliyordu. İlk açıklama başkan içindi. Başkan, Amerikalıydı. Buna hiç kimse şaşırmadı ama başkan yardımcısı açıklandığında herkes kısa süreli bir şaşkınlık yaşadı. Başkan yardımcısı olarak 30 yaşında bir genç seçilmişti: Batu…Çok çetin olan bu görevi kabul ettiğinde, dünyaya hizmet etmenin vermiş olduğu gururu taşıyacaktı. Türk kökenli Amerikan vatandaşı olan bu genç, Nato’dan sonra dünyanın en güçlü biriminde başkan yardımcılığı görevine getirilmişti. Dünya üzerinde işlenen suçlara karşı kurulan bu çok özel birimin gelecekte başına geçme olasılığı çok yüksekti.
1900’lü yılların başında Amerika’ya ilk yerleşen kafilede olan Batu’nun babası ticaret hayatında ilerlemiş ve birçok üst düzey bürokratla yakın ilişki kurmuştu. Babası, Batu’nun gelecekte Bir diplomat olabilmesi için okul hayatıyla özel ilgilenmişti. Batu da babasını mahçup etmemiş ve Amerika’nın en ünlü okullarını başarıyla bitirmişti. Başarısı sayesinde okuldan mezun olur olmaz FBI’da göreve çağrılmıştı. Batu görevinde başarısıyla da hemen dikkatleri üzerine toplayan bir yapıya sahipti ..
AYYILDIZ TİM KURULUYOR
Başlangıç
Batu, Avustralya–2002

Denizden esen serin rüzgâr yüzünü ısırırken, yıllarca görev yaptığı ülkeleri düşündü, Batu. Emeklilikle birlikte sakin bir hayatı vardı artık. Kimi zaman balık tutuyor, kimi zaman yakın yerlere dağ gezileri yapıyordu. Yüzündeki rüzgâr, gençlik yıllarında görev yaptığı ülkeleri hatırlatmıştı şimdi.
Hafifçe yerinden doğruldu. Evine doğru giderken nedense bir anda eşi Gülten geldi aklına. Birlikte oldukça yorucu bir hayat geçirmişlerdi. Sevgili eşini bir trafik kazasında kaybetmişti. O günden sonra üç çocuğuna hem anne hem baba hem de arkadaş olmuştu. Şimdi üç çocuğu da büyümüştü. İkisi bir güvenlik şirketinde yönetici kadrosundaydı. küçük oğlu ise babasının izinden yürüyordu. Zamanının çoğunu çocuklarıyla geçirse de en çok küçük oğluna vakit ayırıyordu. Onunla konuşmak kendisine iyi geliyordu.
Biraz yürüdükten sonra eve gitmek gelmedi içinden. Durdu, “burası olta atmak için güzel bir yer” diye düşündü. Deniz kenarında oltasına yem takarken gözleri suların derinliğine dalmıştı. Emekliliğin kendisine yaramadığını düşündü, yavaşlamıştı, her şeyden uzaklaşmıştı. Onun dışında hayat akıp gidiyordu. Kabuğunun içinde bir yaşam sürdüğünü düşündü birden.
“Ne düşünüyorsun, baba” sesiyle birden kendine keldi. Gelen küçük oğluydu. O da balık malzemelerini getirmişti yanında.
“Acaba bugün ne yakalarız?” dedi Batu, gülümseyerek, “Köpekbalığı olmasın da!” diye sözlerine devam etti.
Oğlu da acı acı gülümsedi. Batu, oğlunun aklından geçenleri anlıyordu. Köpekbalıkları o kadar çoktu ki… Üstelik hepsi denizde de değildi…
“Baba, bilgin var mı?” dedi, biraz duraksayarak. “Bilişim konusunda, Uluslararası İstihbarat Birimleri kendi bünyelerinde bir alt yapı hazırlıyorlar.”
Batu düşüncelerinden uzaklaştı… Gözleri parladı birden…
“Hayır yok ama umarım, ülkemizde de kurmuştur” dedi, heyecanlanmıştı.
“Maalesef hayır! Bizim ülkemizde bu konuya yeterince önem verilmiyor. Birbirleri ile uğraşmaktan buna vakit ayıramazlar” diye yanıtladı oğlu.
O an oğlunun ne yapmak istediğini anladı. “Bunu bana neden anlatıyorsun evlat?” dedi oğlunun gözlerine bakarak ama konuşmayı, Onun istediği yere götürmeye niyeti yoktu.
Sessiz bir gülümseme ile karşılaştı sadece. Bu gülücüğü iyi biliyordu. Oğlu daha küçükken sık sık karşılaşırdı bu gülücükle… “Hadi baba… Yine kahramanım ol… Ne yapmanı beklediğimi biliyorsun” gülücüğü…
Baba ve oğlu sessiz geçen bir yolculukla eve döndü. Batu, yavaş yavaş gün geride kalırken, evinin bahçesinden okyanusa bakıyordu. İçinden, “Bu sefer olmaz!” demeye başladı. “Bu sefer olmaz. Bunu, ben yapmamalıyım” diyordu. Bu sakin hayat artık tat vermemeye başlamıştı. Kendini kandırdığını anladı. Vatan söz konusu olduğunda hiçbir zaman içinden gelen sesi izlememişti, şimdi de izlemeyecekti.
Batu hemen işi araştırmaya koyuldu. Kolları sıvadı, bir hafta boyunca gerekli bilgileri topladı, konuyu derinlemesine araştırdı. Oğlu da bu konuda en büyük destekçisi olmuştu. Bir sanal mücadele grubu kurmaya karar vermişti. Araştırmaları birçok ülkenin bu konu için altyapısını hazırladığını gösteriyordu. O’da, böyle bir organizasyonu kısa bir sürede gerçekleştirmiş olacaktı.
Planları hazırladıktan sonra uygulama vakti gelmişti. Gece, dolunayda yakamozu izlemeye başladı. Aklında tek bir düşünce vardı; “Kim?”. İşin başında “Kiminlerle bunu yapabilirim” diye sessizce mırıldandı. Aklına bir sürü isim geliyordu ama ihtiyacı olan kişiler bu uğurda canını ortaya koyabilmeliydi. Gruptakiler de gerçek vatanseverler olmalıydı. Değişik isimler geçiyordu aklından ama hep dönüp dolaşıp tek bir kişiye geliyordu. Okyanusun üzerinde yeni günün ilk ışıkları parlıyordu, sabah olmuştu.
İlk iş telefona sarıldı. Finlandiya’daki dostunu aradı. Telefona çıkan kişiye durumu anlatıp:
“Bunu yapmalıyım. Burada balık avlayarak ülkeme bir faydam olmuyor” dedi.
“Kimi düşündün?” diye sordu telefondaki dostu.
“Bu kolay değil! Aklımda Kahraman ve Bir kaç Kişi var! Ama ilk etapta kabul eder mi bilemem? Yine de ikna edeceğime eminim. Ekipte başka kim olacak diye düşünüyorum ama her şeyden önce Fransa’da bir toplantı olması gerekiyor. Gerekli organizasyonu ben buradan yaparım” diye düşündüklerini bir anda anlattı.
Telefondaki dostu aklına ilk gelini sordu; “Peki, Türkiye’den kişiler olacak mı?”
Batu’nun cevabı çok netti. “Hayır!”. Karşısındakinin şaşırdığını anlamış gibi konuşmasına ara vermeden devam etti.
“Yurt dışında olmamız herkesin menfaatine olur. Bunun, kimse tarafından bilinmesini ve sahiplenilmesini istemiyorum. Kimseyi zan altına sokamam. Bu, bizim şahsi görevimiz olacak. “Anlıyorum. Ben mesajını Kahraman’a ulaştıracağım. Görüşmek üzere”.
KURUCUMUZUN VASİYETİ.
Batu’nun vasiyeti-2008 Nisan

Seher vakti yaklaşıyordu. Gözlerinden birkaç damla yaş döküldü, duvarda asılı şanlı Türk bayrağına bakarken. 70 yıllık bir çınar artık son anlarını yaşıyordu. Yaşadıkları gözlerinin önünden geçiyordu. Kısık bir sesle ortanca oğlu Rüzgârın Efendisi’ne, “söylediklerim sana vasiyettir. Beni Osmanlı Mezarlığı’na defnedin” dedi.
Oğlu, gözlerinden gelen yaşları belli etmemeye çalışarak, “iyileşeceksin babacığım” diyebildi.
Batu artık son anlarını yaşadığını çok iyi biliyordu. Geride dolu dolu yaşanmış bir ömür bırakıyordu. O ülkesi ve dünya için çok güzel işler başarmıştı. Amerika’da doğup büyümesine rağmen Türk olmanın gururunu her zaman yaşamıştı ve yaşatmıştı da. Genç yaşlarda girdiği istihbarat birimlerinden sonra uluslararası istihbarat başkanlığına kadar yükselmişti. Tüm yaşantısında ilk düşündüğü, Türkiye olmuştu. Onun için Türkiye’ye tatile gitmek dahi bir ayrıcalıktı sanki. Bayram sabahı heyecanla uyanan bir çocuk gibi sevinçten ne yapacağını bilemezdi. O kutsal vatana ayak bastığı an gözleri dolar avucuna aldığı o toprağı öperdi. Ve bunu yaşamayan bilmez derdi.
Son anlarını yaşarken bir daha vatanını görmeyeceğini düşündü ama geride koca bir organizasyon bırakmıştı Ayyıldız Tim. Kutsal bir oluşumdu bu. Organizasyonun büyüklüğü yıllar sonra anlaşılacaktı. Oğluna dönerek, “CetKan’ı unutma oğlum onu mutlaka UTM ye al” dedi ve devam etti;
“Dostluğunuza hiç bir şeyin zarar vermesine izin vermeyin. Siz şu ana kadar imkânsız başarıları gerçekleştirdiniz. Bunun tek sebebi birbirinize olan sadakatiniz ve dostluğunuz. O Türkiye’de yetim kaldı, ona kimse yardım etmedi. Ona yapılan nankörlük kimseye yapılmadı. Dost dediği insanların ihanetine uğradı. Ömrü boyunca alamayacağı hayat dersini aldı. Vatanı çok sevdiğini iddia eden insanların gerçek yüzünü öğrendi. Birçok insanın televizyon ekranında göründüğü gibi dürüst olmadığını öğrendi. Zor günlerinde yardımcı olmamamın sebebi yaşayıp öğrenmesi gereken dersler olduğundandı. O artık göreve hazır. Onu Türkiye’den uzaklaştır. Onu Türkiye’de birçok tehlike bekliyor. Dosttan çok düşmanı var. Bu düşmanlarının ona oyun oynamasından korkuyorum. Ayyıldız Tim’i de Türkiye’den çıkarıp uluslararası bir organizasyona çevirin. Biz yeterince fedakârlık yaptık. Artık Türkiye için yapılacak bir şey yok evlat. Avrupa’ya insanlığı öğreten atalarımızın torunları, Avrupa’nın kirliliklerini almış, insanlar birbirine düşman olmuş. Kendi menfaatlerini kurmuş. Aslanların yerini leş kargaları ve çakallar almış. Onların tek düşünceleri önce cepleridir. Önce vatan yerine, önce makam denir olmuş. Vergi kaçıranlar, evine her gün rüşvet götüren hırsızlar. Biz böyle bir millet değildik evlat. Bir asker, bir polis, bir devlet memuru rüşvet alır mı? Evlat bunu yapanın ya annesi kötü yolda doğurmuştur ya da kanında Türk kanı yoktur. Atalarımız bir üzüm bağından geçerken bir salkım üzüm alsa, yerine akçe bağlarmış. İşte fark bu evlat. Bir tarafta alın teri ile evine ekmek götüren dürüst insanlar, bir tarafta onurunu namusunu şerefini satan alçaklar. Türkiye’nin en büyük sorunu terör falan değil, insanların öz değerini yitirmiş olması. Biz düşmanlarımız var zannediyoruz ama en büyük düşmanımız kendimiz olmuşuz. Bak Avrupa’ya, dürüstlük ve çalışma ile nerelere geldiler. 2. Dünya savaşında hiçbir şeyi kalmamış Almanya’ya bak, bir de bu savaşa girmemiş olan Türkiye’ye bak. Sence bunlara gökten para mı yağdı. Hayır. Bir insan evinden çıkarken bugün ülkem için neler yapabilirim düşüncesi ile çıkmalı. Gerçi bunlar kimin umurunda. İnsanları ideolojik düşüncelere bölmüşler. Türk Türk’e düşman olmuş, 80 öncesi kardeş kardeşi katlediyordu. Aynı oyunlar yine gündemde. Evlat sen sen ol asla ve asla ülkene ülkenin kurumlarına, devlet adamlarına hakaret etme, ettirme. Bu sana baba vasiyetidir. Bunu ancak ideolojilere kapılan kör cahil insanlar yapar.
Size ömrüm boyu örnek olmaya çalıştım. Kendilerini yenilmez zannedenler her zaman kaybetmeye mahkûmdur. Artık sende biliyorsun. Ülkelerin kaderi teknolojik gelişimlere bağlı, ne kadar güçlü bir ordunuz olmuş olsa da teknolojiden uzaksa, uçağında tankında helikopterinde uydudan gönderilen bir sinyalle sadece demir yığınına dönüverir. İşte bunu insanların anlaması lazım, okuması lazım, eğitimli bir nesile sahip olmamız lazım. Yoksa kaçınılmaz son mutlaka gelir.”
Rüzgârın Efendisi babasının bilgi ve tecrübelerine sonsuz güvenirdi. Kendisi de onlarca ülkenin ulusal güvenlik bilgilerini görmüştü. Amerika atmosferde insanların seslerini dinleyebiliyordu. Dinledikleri insan sesleri yüz yıllarca önce yaşamış insanların sesiydi. Hayalleri Hz. İsa’nın sesine ulaşabilmekti. Rusya ise uydu üzerinden başka ülkelerin her metre karesini takip edebiliyordu. O metrede bulunan her canlının sesini de dinleyebiliyordu. Ve daha nice gizli silahlar mevcuttu. Depreme sebep olan bombalar, bulutları fırtınaya çeviren elektromanyetik silahlar, mermi yerine basınçla çalışan silahlar. Artık dünyada bu güçlü teknolojiye sahip olanların söz hakkı olacaktı.Baksana evlat bizim ilim bilim adamalarımıza hangi birini kutuplarda bilim adına çalışırken görebiliriz.aydan vazgeçtim kutup yani yer yüzü..ya ilim adamı dediklerimize bak,Rusya nükleer tıpta metafiziği kullanıyor bizimkiler kullanmayı bırak tv karşısında kendilerine profosor denilen bazı kişiler doga üstü güçleri kabul etmiyor bir de utanmadan sıkılmadan milleti bunlar yoktur diye kandırıyorlar ne demiştim en son vatana ihanet tek terörle olmaz anladın mı, beyin bulandıranlardan süphe duy evlat..
* * *
Osmanlı Mezarlığı’nda Batu’nun cenaze törenine vasiyeti üzerine belli aile dostları gelmişti. Koca Çınar, toprağa veriliyordu. Rüzgârın Efendisi, “Kahraman”ı olan babasını kabre yerleştiriyordu. Dünyada en sevdiği insanı ebedi aleme uğurluyordu. Şefkat ve sevgi ile son defa babasının ellerini hafiften tuttu ve “sana her zaman layık yaşayacağım babacığım” dedi. Yanına Türk bayrağını koydu.
Batuhan’ın dünyada uğruna öleceği tek şey olan bayragı kıyamete kadar yanında bir dost ve sevgili olarak kalacaktı. Türkiye’den getirilen toprak üzerine serpildi. O her zaman layık olmaya çalıştığı atalarının yanında yatmayı, onlarla beraber olmayı tercih etmişti. Atalarına her zaman hayrandı. Türkiye Cumhuriyeti çocuklarına yüzlerce yıl önce gelecek bırakmak için Avrupa’ya kadar ilerleyen, ana baba yardan uzak kalan ve gurbet toprağında vefat eden şehit olan atalarının yanında yatmak. Onu daha mutlu edecekti ve bunu vasiyet etmişti.
Rüzgârın Efendisi mezarın başında sessizce dua ediyor, babası ile vedalaşıyordu. Artık hayatında büyük bir dost, bir ata, bir baba olmayacaktı. Gözyaşları içinde babası ile vedalaşarak, Osmanlı Mezarlığı’ndan ayrıldı.
BATU
AYYILDIZ TİM KURUCUSU.
Seni Rahmet ve Minnetle Anıyoruz.
Kabrin Nurla Dolsun..